24 Aralık 2011 Cumartesi

8 mart 2011 Dünya Kadınlar Günü

hamileliğimin 22.haftasındayım,yarın kar yağacağı haberleri vardı televizyonda..nasıl mutlu olduğumu anlatamam...sabah penceremin kenarında göreceğim karı hayal ederek uykuya daldığımda ,nasıl bir güne uyanacağımdan habersizdim..
hamilelerin en sık karşılaştığı sorunlardan biride tuvalet sorunudur,sık sık idrara çıkmak özelliklede gece yarısı sıcak yatağınızdan uyanmak çok zor gelir...8 mart sabahı dünya kadınlar gününün kutlandığı ama benim bir daha asla kutlanmasına tahammülüm olmadığı günde yine oflana puflana lavaboya gitmek için sıcak yatağımdan kalkmıştım..yatağıma dönerken dışarı baktım,heryer beyaza bürünmüş,tüm arabalar aynı renkte görünüyordu,karı görmenin vermiş olduğu mutlulukla yatağıma uzandım ve uzanır uzanmaz bir sıcaklık hissettim,idrar kaçırdığımı düşündüm ve elimi değdirdiğimde avcumun kana bulandığını gördüm..o an yaşadığım şoku anlatamam..bebeğimin düştüğünü düşündüm..daha önce plasenta previadan bahsetmişti doktorum,bebeğin eşinin aşağıda olduğunu ve erken doğum yaşayabileceğimden haberim vardı ama o an kanı görünce eşime neredeyse feryat ederek kanamam var düşük yapıyorum dedim..hemen alel acele hastaneye gitmek için yataktan kalktık ama benim ayağa kalkmamla içimde ne kadar kan varsa bacaklarımdan aşağıya akması bir oldu...panikle tuvalete gidip klozete oturdum..o an vücudumdan birşeylerin ayrıldığını ve tuvalete düştüğünü hissettim..eşim panik halindeydi tuvalete düşen parçaları duydukça çocuk düştü diye bağırıyordu,ikimizde ağlamaya başladık..eşim tuvaletten beni ayağa kaldırdığında düşen şeyi anlamak için klozetin içine baktık ama birşey anlayamadık ve panikle sifona bastı,defalarca sifona basmasına rağmen klozetin içindeki kanı arındıramamıştı..hemen altıma bir eşofman getirip giydirdi ve annemi aradı acil giyinip aşağıya inin yaseminin kanaması var hastaneye gidiyoruz geçerken seni alıcaz dedi..eşim beni arabaya taşıdı ve annemide alarak en yakın devlet hastanesine gittik..
gözleri yarı kapalı yarı açık bir nöbetçi doktor ultrasonda bebeği kontrol etti,sürekli bebeğim yaşıyor mu?kalbi atıyor mu?düştü mü söyleyin diye bağırıyordum...doktor bebek yaşıyor korkma,senin hayatın tehlikede çok kan kaybediyorsun,önce senin iyi olman gerekiyor gibi cümleler kuruyordu ama ben onu duymak istemiyordum..bebeğe birşey olmasın doktor,ben önemli değilim ne olur ona birşey olmasın o bize 7 yıl sonra gelen tüpbebek,yalvarırırım bebeğimi yaşatın diyordum..doktor sakin olmamı istedi,önce serum takılmasını sonrada nst de bebeğin kalp atışlarına bakılmasını istedi 1 ünitede kan takın dedi..1 saatten fazla beni müşahade altında tuttular,sonra doktorların nöbet değişimi oldu ve gelen doktor beni muayene etmek istedi..o da diğer doktor gibi bebeğimin yaşadığını ama benim kan kaybından dolayı hayati tehlikem olduğunu ve beni daha fazla burada tutamayacağını söyleyerek üniversite hastanesine sevk edeceğini söyledi..daha önce kocaeli üniversitesinde tüp bebek tedavisi ve kist ameliyatı olduğumu,orada bir doktorum olduğunu söyledim..bunun üzerine hastaneyi aramışlar ve durumumdan bahsetmişler,verdiğim doçent ismini duyunca yer olmamasına rağmen kabul etmişler..hemen ambulans çağırdılar..

ben sedyeyle hastaneden dışarıya çıkarılırken eşim ve annem kapının önünde benim çıkışımı bekliyorlardı..eşimin bu çocuğu ne kadar istediğini bildiğim için benden haber alamadığını düşünerek oğlumuz iyiymiş onu merak etme diye yanından sedyeyle geçerken onu haberdar ettim....eşim, ya sen?sen nasılsın diye arkamdan bağırırken onun duyamadığı şekilde benim nasıl olduğumun önemi yok demiştim..gerçektende yoktu...
ben ambulansla önde,eşim annemle arkadaki arabada kocaelinin yolunu tuttuk,çok kar olduğu için ambulans yavaş gidiyordu yaklaşık 45 dakika sonra hastaneye vardık..sedyeyle kadın doğuma çıktığımda,beni acil ultrason odasına aldılar..şansızlığım bir kere daha bu oda da kendini göstermiş oldu...doktorun biri, hastasını muayene ediyordu,kanamalı olduğum kendisine söylendiği halde umursamadan dakikalarca hastasını muayene etti..yolda serumum damarımdan çıkmış... tabi bunu kimse farketmediği ve kanamadan dolayıda çok sıvı kaybettiğim için ağzımın kuruduğunu susuzluktan neredeyse serap göreceğimi zannettim,yanımızda ki öğrenci doktorun koluna yapıştım ve Allah rızası için su ver dedim..bunu duyan asistan doktor hemen steril idrar kabına çeşmeden su doldurup içirdi,bir daha verin doymadım dedim..doktor gözlerime baktı o an terslik olduğunu anladı çünkü artık bulanık görmeye başlamıştım...doktor panikle damar yolunu kontrol edin,hasta şoka giriyor dedi ve o lanet olası doktor ancak bunu duyunca hastasını sedyeden kaldırdı...oda da bağırışmalar olduğunu duyuyordum,kendimden geçmek üzereydim ama bilincim halen açıktı...doktorlardan biri tamam ultrasonu taktım ama hastanın titremesinden birşey göremiyorum dedi,o an deli gibi titrediğimi farkettim..bir diğer doktor ameliyathaneyi arayın hazır olsunlar dedi..ultrasonla bakmaya çalışan hiçbirşey göremiyorum bebek kımıldamıyor sanırım diyordu,hemşirenin biri ismimi söyleyerek ameliyathaneye alıyoruz yakını yokmu diye kapının önünde bağırmış,annem içeri koşmuş,doktorun hastayı kaybediyoruz acil ameliyata girmeliyiz dediğini duymuş ve kadıncağız kapının önüne yığılmış...annem beni kaybedeceği korkusuyla kapıda yığılırken,bebek hareket etmiyor diyen doktoru duyduğumda bende tıpkı annem gibi oğlumu kaybetme korkusuyla,hayırrr onu alamazsınız,o benim tüp bebeğim kimse onu benden alamaz diye haykırıyordum resmen..onların şoka girdiğimi düşündüklerinde belki şokta değildim ama bebeğimi alacaklarını söylediklerinde gerçekten şoka girmiştim...
ultrasonda bebeğin hareketlerini göremeyen doktor, benim elim ayağıma dolandı birde sen bak dedi arkadaşına,ultrasonla yaklaşık 1 dakika baktıktan sonra bebek hareket etti gördüm dediğini duydum,uzun süre kan kaybedip,serumumda yolda çıkınca susuzluğun etkisiyle artık kendimden geçmişim...yatağıma geldiğimde annem yanımda helen ağlıyordu...

doktorlar odama gelip bana açıklama yaptılar,bebeğin erken gelmesini engellemek için serum taktık,çok kan kaybın olduğu için kan taktık ve düzenli kullanman gerekicek ilaçların var..doğumu nekadar engelleyebilirsek bebeğin yaşama şansıda okadar fazla olur dediler...o an halen bebeğimi kaybedicek olmanın verdiği şoktan çıkamamıştım sanırım ki hiçbirşey konuşmadan boş gözlerle onlara sadece bakakalmıştım...

18 gün yatacağım hastanede,ilk günlerim kabus gibi geçti..yoğunluktan dolayı ilk boşalan yatağa beni aldıkları için odam doğumhanedeydi ve 2 kişilikti..doğum yapmamış bir kadının sürekli doğum sancısı çeken insanların bağırışlarını dinlemesinin ne kadar ızdırap verici olduğunu orada öğrenmiştim...odamda cam yoktu..4 tarafı duvar ve havalandırmasından sürekli sıcak üfleyen bir odada 3 gün geçirdim..bu 3 gün bana 3 ay gibi geldi..yattığım yer doğumhane olduğu için ziyaretçi kesinlikle yasaktı,ne eşimi görebiliyordum nede kardeşlerimi..yattığım yatak tek kişilikti ve annemle beraber yatmak zorundaydım,ayağımı uzatamıyordum,dönemiyordum..anneme rahatsızlığımıda belli etmek istemiyordum..yoksa ben sandalyede otururum sen rahat yat der diye...
tuvalete kalkmam yasak olduğu için annem sürekli altıma sürgü tutuyordu ve ben bu durumdan hem utanıyordum hemde anneme eziyet ettiğimi düşünüyordum...
hele kullandığım ilaçların yan etkilerinden dolayı yaşadıklarım korkunçtu..verdikleri ilacın biri kan basıncını artırdığı için yastıkta kafam sürekli havaya kalkıyor gibi oluyordum,baş ağrısından ne uyuyabiliyordum nede yatabiliyordum..24 saat bir insanın hiç geçmeden başı ağrır mı??benim ağrıyordu..önemli bir ilaç olduğu için kesemiyorlardı da..mecbur kullanıyordum...kullandığım diğer ilaç çarpıntı yapıyordu ve zaten havasız olan odamızda iyice nefessiz kalıyordum..1-2 defa oksijen tüpü takmışlardı..

yemeklerden hiç bahsetmiyeyim bile,hamileliğimde günde 5 defa yemek yiyen ben, gelen yemeklere ağzımı sürmek istemiyordum..öğlen çıkan yemeği akşamda veriyorlardı,sürekli ağlama krizlerim tutuyordu bebeğim beslenemiyor,vitamin alamıyor diye..
3.günün sonunda artık bu oda da 1 dakika bile kalamaycağıma kanaat getirmiştim..doğum sancısı çekenlerin haykırışları kafamın içinden geliyordu sanki..orada çalışan hemşirelere odamı değiştirmeleri için ricada bulundum,oda olmadığını söylediler..isterseniz özel oda tutun dediler...bunu duyunca hemen atladım tabi..nereden nasıl tutucam diye..neyse yol gösterdiler..eşime hemen özel tutmasını yoksa bu odada çıldıracağımı söyledim,ertesi güne eşim özel odayı tutmuştu,biz annemle odaya girdiğimizde kendimizi sheraton otelin süitinde bulduk zannettik :) odamda televizyonum,banyom ve refakatçi için çekyat vardı..tabi benim için en kıymetlisi camı olmasıydı..hevesle beklediğim karın yağışını göremesemde artık yavaş yavaş erimeye yüz tutmuş halini görebiliyordum..

doktorlar odama günde 3 defa mutlaka uğruyorlardı..özel odaya geçtiğimi gören doktorun birisi bu odaya geçmişsin ama gidişatın burada aylarca yatacağını gösteriyor bu külfiyetin altından kalkabilecekmisin?istersen biraz burada dinlen sonra seni başka 2 kişilik odaya alalım dedi..doktor bunları söylerken yerimden kalkmadan 4 duvar arasında geçireceğim aylar gözümün önünden geçer gibi oldu ve gözlerimden sessiz sedasız yaşlar boşalmaya başladı..o an o odanın bana kaça mal olacağından çok yıllardır hasretle beklediğim hamileliğimi 4 duvar arasında geçirecek olmanın ızdarabı yüreğime kor gibi çöküvermişti,oysa ben daha oğluma tek bir tulum bile alamamıştım..
o an nekadar çok şeyi yapamayacağımı düşündüm..oğluma oda yapamayacaktım,yıllardır sadece önünden geçmekle yetindiğim bebek mağazalarından alışveriş yapamayacaktım,oğlumla yürüyüşler yapamayacaktım,hamile kıyafeti alamayacaktım,bir doğum çantam olmayacaktı..bunları düşünüp sürekli ağlama krizleri geçiriyordum..oğlumda bunlardan sanırım çok etkileniyordu ve sürekli tekme atıyordu..tamam annecim sen benimlesin ya bunları yapamasakta olur diye hem onu hemde kendimi kandırmaya çalışıyordum..
21 mart pazartesi akşamı annemi ve eşimi zorla eve yollamıştım..ben iyiyim gidin dinlenin yarın akşama biriniz gelirsiniz diye..gitmek istemeselerde dinlenmeye ihtiyaçları olduklarını düşündüğüm için ısrarcı oldum..gittiklerinden birkaç saat sonra tuvalet için yatağımdan kalktım..tuvalete oturmamla kanamanın başlaması bir oldu..panikle ayağa kalktım ve fazla kımıldamamaya özen göstererek hemşire diye bağırmaya başladım..çünkü 2.bir kanamada bebeği kaybedebilirdik..hemşire geldi,kanama başladı doktora haber verin dedim ve çok yavaş yürüyerek yatağıma uzandım..doktor hemen geldi ve kanamanın şiddetini kontrol etti..damar yolundan aldığım ilacın dozunu %100 e çıkardı..bana kesinlikle hareket etmemem gerektiğini bu kanamanın istenmeyen bir kanama olduğunu ve nöbetçi uzman doktor olmaması sebebiyle müdahalede zorlanabileceklerini söyledi..tabi hareket kısıtlaması olduğu için eşimi tekrar geri çağırmak zorunda kadım eşim korkuyla hastaneye geldi ve her saat başı altıma bağlanan bezi değiştirme bahanesiyle kanamamı kontrol ediyordu..sabaha kanamamın şiddeti azalmıştı..o günü biraz daha rahat geçirdim..ama sürekli ağrılarım vardı..eşim ogün işe gitmedi ve gün boyu yanımda kalıp altıma sürgü tutup ihtiyaçlarımı karşıladı..gece 3 gibi idrar kaçırdığımı düşündüm,eşime idrar kaçırıyorum dedim..eşim veteriner hekim olduğu için onun idrar olmadığını anladı,suyum patlamıştı..hemen nöbetçi doktoru kaldırdı,ultrasona gittik suyumun şimdilik yeterli olduğunu sabah uzmanlar gelince tekrar kontrol edeceğini söyleyerek bizi odamıza gönderdi..tabi ne ben nede eşim gözümüzü 1 dakika kırpmadık,benim sürekli suyum geliyor ve her gelişinde de ben gözyaşlarına boğuluyordum..yaşadığım herşeyin bir kabus olması için ve bu kötü rüyadan artık uyanmak için dua ediyordum...sabah olduğunda karnım neredeyse dümdüz olmuştu..eşim doktora geceki kontrolden sonra daha çok su kaybettiğimi ve ultrasona girmemi istediğini söyledi,tabi üniversite olduğu için senin ne söylediğin değil onların nezaman yapmak istedikleri önemliydi yaklaşık 2 saat sonra ultrasona götürüldüm ve amniyo sıvımın çok çok azaldığını söylediler..bebeğin kilosuna baktılar yaşar mı yaşamaz mı diye,750 gram olarak ölçtüler ve hemen sezeryanı uygun gördüler..riskli bir doğum olacağı için bizden kan bulmamızı istediler...

odama gittiğimde eşime,herşey buraya kadarmış,onu taşımayı beceremedim diyerek sarılıp dakikalarca ağladım..

hamileliğim boyunca kullandığım kan sulandırıcı iğneler ve plesantamın rahim ağzını tamamen kapatması sebebiyle doğumda yoğun bir kan kaybı olabilir ve hayatın tehlikeye girebilir demişlerdi ultrasonda oğlumun son kontrollerini yaparken doktorlar.. bu sebeple odada bulunan annem,kardeşim ve eşimden haklarını helal etmelerini istedim..sonuçta belirsiz bir doğum olucaktı,bu sözlerim erkek kardeşimi çok etkiledi,yemyeşil gözleri kan çanağı oluverdi birden..o an ölmekten çok oğlumu göremeden ölüp gitmekten korkuyordum..bu kadar yıl onu bekleyip ya yüzünü 1 kez bile göremeden ölürsem diye düşünüp sedyeyle ameliyathane kapısından içeriye girene kadar ağladım..herkezin mutlulukla girdiği doğuma, ben gözyaşlarımla girmiştim...

19 Aralık 2011 Pazartesi

merhaba

Uzun zamandır aklımda olan ama böyle bir blog kursam vakit ayırabilirmiyim yada vakit ayırsam bile duygularımı kaleme alabilirmiyim diye düşünürken,düşüncelerine değer verdiğim bir arkadaşımın beni yüreklendirmesiyle bugün bu blogu kurmaya karar verdim..
arkadaşım,kuracağım bu blogla hem prematüre annelerine yol göstermiş olacağımı hemde Çınar'ın ki gibi başarı öykülerini okumanın diğer prematüre annelerine iyi geleceğini söyleyince..kendimi bugün bu blogun içinde buldum..kendisine çok teşekkür ediyorum beni teşvik edip düşüncemi hayata geçirmemde yardımcı olduğu için..
25 haftalık doğan oğlumun hayata tutunma ve başarı öyküsünü uzun bir vakitte anlatacağım...